Seninle bir kitapçıda tanışsaydık, ya aynı kitaba uzanırken ya da dalgın dalgın bakınırken birbirimize çarparak rastlasaydık, nasıl olurdu acaba? Aynı kitabı almaya çalışsak kesinlikle sana öncelik verirdim, kibar biriyim bilirsin, ama sen de utangaç olduğundan belki aynı şekilde davranabilirdin. Çekingenliğin hoşuma gider, bütün medeni cesaretimi toplar "Buyrun, önden bayanlar" diyebilirdim, tabii ki bilmezdim "bayan" kelimesinin sende eğreti hisleri uyaracağını. Acaba soğur muydun bir anda? Şiirlerden yola çıkabilirdim sana "yazmak" için, bilmiyorum belki de kitapçıda karşılaşılmış bir kadına sökmeyecek bir numaradır, ama yine "En sevdiğin Nazım şiiri nedir?" diye sormaktan alamazdım kendimi. Tabii ki biliyordum Nazım'ı sevdiğini, elimi uzattığım kitabı okuyacak insan aşkı, özlemi, gurbeti, yaşamayı, ateşler içinde uyanıp su içmeyi yaşamıştır çoktan içinde, ve belki de ilk aşkında.
Ayaküstü konuşmaktan yorulup hemen şuracıklarda olmasa da, öyle diyeceğim bir yere oturur muhabbeti derinleştirmek ister miydik? Şiirlerden romanlara geçer; en sevdiğimiz yazarlar, kitaplar, filmler ve müziklerden... kısacası internetteki profillerimizden bahsedince ortak noktaları bulup, uzay kavramının sonsuz noktalardan oluşmasına dem vurarak aşkın sonsuzluk olduğunu söyler miydik?
- Çok mu ileri gittim? Daha tanışalı iki paragraf oldu.
- Hayır, hiç durma.
- Korkuyorum yine de, arkası yarına kalsın.
- Pembe dizilerden hiç hazzetmem, sen kaybedersin.
- Bu riski göze alıyorum.
- Göze gelmeyelim sonra?
- Elemtere fiş, kem gözlere şiş.
29 Ağustos 2008 Cuma
23 Ağustos 2008 Cumartesi
şiirsel soru
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
